17 Mart 2014 Pazartesi

Pazartesi Sendromu Yükleniyor .............. :)

Şehirli bizler, yıllardır pazar akşamı başlayan, tatsız ve oldukça rahatsız edici bir stres türü ile boğuşmaktayız. Uzmanlar, buna 'Pazartesi Sendromu' diyorlar. Üstelik, yapılan araştırmalar, en profesyonel insanların bile bu sendromu yaşadığını gösteriyor. Yani bunu herkes yaşıyor.

Peki sorun nerede ?
Her şeyden önce bu sorunun cevabını bulmak için, pazartesi günleri kendimizi neden iyi hissetmediğimizin arkasındaki gerçekleri araştırmamız gerekiyor. Sorun belki de haftanın günlerin de değil de, yaptığımız işten, iç dünyamızdan kaynaklanıyor olabilir.



Gerçi şöyle bir gerçekte var, okula giderken de Pazar günlerinden başlayan bir iç sıkıntısı , uykuların kaçması daha doğrusu uyumamak için gösterilen üstün bir direnç. Bunu sadece iş ile sınırlandıramayız gibi de geliyor. Çünkü çok iyi hatırlıyorum ki, çalışmadığım dönemlerde bile Pazar günlerini hiç sevmedim. Yine altında yatan ertesi günün iş günü olması ve herkesin işe gidecek olmasıydı belki de. Çalışırken de sendrom, çalışmıyorken de sendrom anlayacağınız.






Malumunuz İnsan Kaynakları çalışanıyım ve konu ile ilgili birkaç önerim olacak çalışan, çalışmayan herkese. Faydasını göreceğinizi umuyorum.

En başta, yöneticinizle konuşup kendinizi daha fazla geliştirebileceğinize inandığınız bir departmana yönlendirilmenizi istemek geliyor. Eğer böyle bir imkanınız yoksa, radikal bir karar alarak işten ayrılmayı ve yeni dallara kanalize olmak yapılacak en akıllıca ve cesurca bir karar olacaktır.

Daha ılımlı önerilerimde olacak tabi ki.
Pazartesi günleri iş yerine , okula vs. en güzel giysilerinizle, kendinizi iyi hissedecek saç ve makyaj desteğiyle gidebilirsiniz. Ayrıca Pazartesi akşamlarınıza sosyal aktiviteler eklerseniz , işin eğlence kısmına odaklanacağınız için sendrom kısmını atlayabilirsiniz.


Hepinize bol eğlenceli, dinamik ve sendromsuz pazartesiler dilerim.


16 Mart 2014 Pazar

Bu hafta ne izledim : Zaman Makinesi 1973

Hayatta isteyebileceği her şeyi çalışmaksızın elde etmiş olan Tolga, gamsız bir hayat sürmektedir. Babası Ali Rıza ölünce, miras bıraktığı onca şeyden Tolga'ya kala kala bir Anadol STC 16 kalmıştır. Duruma anlam verememenin yanında epey de sinirlenmiştir. Ancak öfkeyle gaza bastığında birden havaya yükselir ve göğe çıkar. Bir plaja iniş yaptıktan sonra arabayı tamire götürür fakat insanlar giyiminden konuşmasına kadar yaptığı her şeyi garip karşılamaktadır. Tamir parası konusunda ustayla anlaşamaz. Usta bunun üzerine kendisine yanında çalışmayı teklif eder. Tolga'ya da her şey tuhaf gelmeye başlamıştır ki o sırada bir şey fark eder: Artık bulunduğu yılda değildir! 1973 yazına arabayla iniş yapmıştır. Yersiz yurtsuz ve parasız kalan Tolga'ya acıyan Çiko onunla ilgilenip onu kollamaya başlar. 1973 yılının nostaljisinin yaşamanın yanında Tolga, tanıdığı insanlarla ve yaşadıklarıyla o yaşına kadar almadığı bir hayat dersi de alacaktır. 

Evet dün izlediğim filmin özeti bu şekilde. Oyunculuklar, çekim fena değildi. Filmi ne çok beğendim ne de beğenmedim diyebilirim. Bilenler bilir eskiye olan merakımı. Hep o zamanlarda yaşasam keşke derim. Filmle birlikte gördüm ki cidden çok zor günümüz teknolojisi ve imkanlarına alışan bizler için o şartlarda yaşamak.

Retro her şeyi çok severim, saçlar, kıyafetler, ev eşyası.. Çok ayrı bir havası var o saçların, elbiselerin, gramofonların ve radyoların..






























Ama bizi içine almış olan teknolojinin tüm imkanları artık bağımlılık yapmış durumda. Bazen ne kadar fark etmesek de filmle birlikte gördüm ki şimdilere alışmış bizler mümkün değil o zamanlara ayak uyduramayız.

Her şeye rağmen yaşasın retro, yaşasın teknoloji :)

14 Mart 2014 Cuma

Paylaşılması geç kalmış yeni gelin evi cicileri...

Merhabalar,

Şu içimizi karartan günlerde bir nebzede olsa tatlı paylaşımlar yapmak istedi canım.

Yıl dönümümüz gelecek haziranda, ondandır paylaşılması geç kalınmış demem...

İçindeyken huzur dolu olduğum her bir köşesini çok sevdiğim evimden, bir kaç şey paylaşmak istiyorum.

Daha düğün olmadan hatta ev belli olmadan aldığım tablolarımın birini evidea.com diğerini markafoni'den satın aldım.




Tabloyla başladık öyle devam edelim, çok yeni sahip oldum koridorumu daha güzelleştiren Esse'den satına aldığım tablolarım..


Mutfağa geçmek istiyorum, kırmızının hakim olduğu bir mutfağım var. Puantiye aşkım annemden gelir, bir çok şeyde puantiye desene yer verdim. Runner İkea, kırmızı raf Evidea, puantiyeli demlik ve şekerlik markafoni, kavanoz kapaklarım ise  sevgili teyzemin ellerinden çıktı. 





 Salonda yer alan yemek masamın üzerini,Annemin ( Eşimin annesi ) ellerinden çıkan tel kırma ile yapılan örtü süslüyor.. Örtünün üzerindeki mumluklar ve mumlarda kuzenim ve eşinin ev hediyesi..


Asıl amacı kitaplığımın yer alması ve kitap okuyacağım oda mor renklere hakim ve en bi sevdiğim kitaplarım İkea'dan aldığımız kitaplıkta yerlerini alıyor.


Mutfağa geri dönecek olursam, buzdolabımın üzerini kaplayan magnetlerimi yine düğünden çok önce satın almıştım. Tabi tatil için gittiğimiz yerlerden eklenenler de oldu, daha olacak gibi görünüyor.


Mor odamda yer alan ünite raflarımdaki biblolar balayı tatilimizden, abajurlerden biri eşimin arkadaşının el emeği, mor olan diğeri yine ikea ürünü..



Mor düşkünü olduğum kadar mum düşkünü olduğum doğrudur :)



En sevdiğim köşelerden biri olan yine salondaki konsolumuzun üzerinde yer alan el emeği kutu Annemizden, telefon eskiye olan düşkünlüğümü bilen kocamdan, Gramofon da beni benden iyi tanıyan can dostum Betülümden...

Ayvalık tatilimizde aldığımız Cunda evlerine has ,pencere görünümlü sevimli anahtarlığımız :)



Yine eşimin ve artık benim de yakın arkadaşım olan Büşranın ev hediyesi kapı süsümüz. Annesinin marifetli ellerinden çıktı hemde :)



En en en sevdiğim köşem Ağaç sticker üzerinde yer alan eski , yeni , nişan, nikah ve düğün fotoğraflarımızın olduğu duvar...


Evimden, benden, bizden bir kaç şey sundun beğenilerinize. Her şeyden önemlisi sağlık, huzur.

Dilerim isteyen, bekleyen herkesin en huzurlusundan bir evi olur.

Şimdilik benden bu kadar, sağlıcakla kalın azizim :)))


10 Mart 2014 Pazartesi

Y Kuşağı Hakkında...

1925-1946 yılları arasında doğanlar “Gelenekseller”, 1946-1963 yılları arasında doğanlar “Baby Boomers”, 1963-1981 arasında doğanlar X Jenerasyonu olarak adlandırılmaktadır. Günümüz dünyasındaki iş gücünün yarıdan fazlasını tüm dünyada X jenerasyonu oluşturmaktadır. Bu biçimde adlandırılan segmentlerin tüketim, iletişim vb. konulardaki tercihleri ve çalışma yaşamı içindeki davranışları ile beklentileri birbirlerinden farklılaşmaktadır. Son olarak bu kategoriye 1981-2000 yılları arası doğumlular eklenmiştir. Y Jenerasyonu olarak adlandırılan bu grup adını İngilizce’deki WHY kelimesinden almıştır. Y jenerasyonuna sorgulayan yapılarından dolayı bu adın verildiği belirtilmektedir.

1981-2000 yılları arası doğanlardan oluşan Y Jenerasyonunun iş yaşamında ortaya çıkan en önemli değerleri, sosyal sorumluluk, özgüven, hedef odaklılık ve farklılıklara saygıdır. Teknoloji anlamında çalışma hayatındaki en okur yazar grup olan Y’ler, fark yaratmak, fark edilmekten hoşlanmakta, değişime açık, destekleyici tavırlar sergilemekte, işyerinde de her anlamda esneklik istemektedirler. Kıyafetten çalışma saatlerine, düşünce ve iş yapış tarzlarına kadar tercihlerinde değişiklik ve farklılık görülen Y jenerasyonuyla iletişim ve işbirliğinde en önemli nokta, takdir ve geribildirim olarak ortaya çıkmaktadır.




8 Mart 2014 Cumartesi

Süper süper süpeeeeer :)

Merhabalar efenim..


Bir önceki yazımda belirttiğim gibi bir düğün klibi çektik.

Fotoğraflarımızı çeken Ömer Yardımcıoğlu aynı zamanda bize klip çekme konusunda da yol açtı.


Nikah günümüz olan 9 Haziran'da öncesinde, nikah esnasında ve sonrasında hep "iyi ki yapmışız" diyeceğim ve her izlediğimde çok mutlu olduğum görüntüleri montajlayıp bize sundu.

Sabah erken saatlerde kuaförle başlayan çekim, öğlenden sonra nikah salonu ve nikah sonrasında Emirgan Korusunda devam edip orada da noktalandı.

En sevdiklerim ve ailemizle birlikte bir şeyler yapmaya çalıştık, fonda bir süre sonra dinlemekten bıktığımız Şans Meleğim şarkısıyla :)

Beğenilerinize sunarım :)




12 Kasım 2013 Salı

Neredeyse 2 yıldır kapağını açmadığım sanal günlüğüm, neler oldu neler :)))

 Merhabalar çok sevgili blog:)

Çok zaman olmuş, bir hayli özlemişim yazmayı...
Nikah, düğün, balayı tüm detayları aktarıyor olacağım. Evet evet doğru duydun, o çok sevdiğim adamla evlendim:)))

Hazırlıklar çok eğlenceli bir o kadar da yorucuydu.
9 Haziran'da imzalarımızı attık. O kadar eğlendik ki.. Tüm sevdiklerimiz yanımızda , fonda Şans Meleğim şarkısı, başrollerde biz bir klip bile çektik.






15 Haziran'da eğlencenin dibine vurduğumuz gelin hamamını gerçekleştirdik.

Bütün kızlar toplandık, yıkandık paklandık göbekler attık:)

Bu minik şirin sabunlarda o gün gelen misafirlerime armağan oldu...











Haziran'da kınalar yakıldı.. Kınadan nefret etmem nedeniyle formalite
yerine geldi, kına yakılıyormuş gibi yapıldı.







 22 Haziran düğün günü geldi çattı.. Kuaför, fotoğraf
çekimi, ilk dans o şu bu derken düğünde bitiverdi.
Çok çok eğlendik karı koca düğünümüzde.
O alışılagelmiş gelin-kaynana, dünür polemikleri yaşanmadı çok şükür. Ağzımızın tadı bozulmadan, hiç bir şeyi kafamıza takmadan özenle hazırladığım şarkı listem ve dj eşliğinde döktük kurtlarımızı..


Fotoğraf çekiminde emeği geçen Ömer Yardımcıoğlu'na minnetimi dile getirmeden edemeyeceğim..Sağol ömer varol ömer :)



Cumartesi gecesine denk gelen düğünümüzün sabahında uçağımız vardı, ve neredeyse hiç dinlenemeden
valizlerimizi alıp düştük yola. Klasik İtalya turuyla renk kattığımız balayımız hala son sürat devam ediyor :)



Bir hafta boyunca deliler gibi gezdik, eğlendik.. İtalyayı çok sevdim, buram buram tarih kokan bir ülke cidden..

İtalya dönüşü, yeni evimin cicileri, işler güçler ile tüm detayları bir sonraki sayıda yazıcam:)

Evlenin azizim evlenin:))

15 Mart 2012 Perşembe

Büyükada,kitaplar,metruk evler..

Yine bir Ayşe Kulin klasiğiyle ruhumu dinlendiriyorum diyebilirim tam olarak..

Büyükada'da başlayan 1900'lerin başlarında geçen olaylar silsilesini içeren ve yine 3 sayfa sonra bile beni kendine hayran bırakan bir kitap..

Bugün vermiş olduğum kitap siparişlerim de geldiği için bu konuyla ilgili huzurum tavan yapmış durumda şuan =) Tavsiye üzerine henüz tanışmadığım Buket Uzuner'in kitaplarından birini aldım.Füreya'dan sonra ona başlayacağım inşallah... Bu iki yazarı şuan benim için daha da önemli kılan Füreya'nın Büyükada da geçmesi Buket Uzunerin de Büyükada aşığı olması..

Kendimi bildim bileli Büyükada ve diğer adalardan birinde yaşamayı hayal ediyorumm.O eski metruk evler,denizle birleşen yollar,yokuşlar.Tam olarak bu tutkuyu anlatamayacağım çünkü tarifi zor bir his bu.Bir çok kere gezmeye gittiğim ama her zamanda bundan daha fazlasını istediğim bir yer.Ve bu tutku sayesindedir ki özellikle Büyükada ile ilgili kitap,film,dizi herşeyi çok sevmişimdir.Hatırla Sevgili dizisine bağımlı olmam da bu sebeple olmuştur ve o dizi ile bir kere bir kere daha o zamanlar da yaşamak istemeşimdir ve ada da bahçe içinde küçük de olsa bir evim olsun istemişimdir ...
Metruk evlerde favorilerim arasındadır.Direk hol'e açılan büyük tahta dış kapı,gıcırdayan merdivenler,mis gibi tahta kokusu keşke öyle bir evde büyüyebilseydim dediğim en tatlı keşkelerimdendir sanırım.Nitekim beni her defasında içine alan mistik bir edası olan adalar metruk evlerle dolu...İstanbul'a çok başka bağlıydımdır aynı zamanda İstanbul ilçesi olması da böylesine sevme sebeplerimden bir tanesidir diye düşünüyorum.
Fayton,eski kokulu herşey,antika eşyalar,Gramafon sevdam hepsi hepsi Ada'daki o ev hayalimle birleşince nasıl tatlı oluyor,nasıl iyice beni içine alıyor bu hayaller anlatamam..

Umarım imkanlarım el verir de doğup büyümemiş olsam da emekliliğimden sonra yerleşebilirim Ada'ya..
Yanlış bir tarihte doğdum belki de kimbilir,çok eskiler de doğmam lazımdı herhalde =)

Ne kadar ifade edebildim bu sevgimi bilmiyorum ama bir şairin kaleminden mısralarla noktalamak istiyorum çok uzatmadan...

Bir başkadır büyükada da aşk
faytonun çıkardığı sesler 
kalp atışlarına denk
manzarada en güzel sen
arkanda yemyeşil bir memleket
uzanmak kırlara 
hayata yeniden başlamak uğruna
şahitler mavi deniz, beyaz bulutlar
babacan memur büyükada
nikahı kıymalı hemen oracıkta ...